30 Ekim 2017 Pazartesi

Anılar "IV" (Hoşçakal) 1. kısım

     Anlamın bile kendi anlamını yitirdiği anlar olmuştur hayatınızda. Her şey o kadar anlamsız gelir ki hiç bir şeyi umursamaz hiç bir şeyi düşünemez olursunuz.  Hayat en soğuk şakasını 2016 yılındaki 1 nisanda yaptı bana, daha doğrusu bize.
      Zor bir dönemden geçiyordum. Hayat boka sarmıştı. Daha doğrusu ben hayatımın boka sarmış olduğunu düşünüyordum. Eğer daha kötüsünü yaşamadı isen yaşadığın en kötü anı yaşanabilecek en kötü anmış gibi hissedersin. Üniversite boka sarmıştı son bir dönemdir. Derslere girmedim bir önceki dönem. Bu sene de böyle gidiyordu(2016 ikinci dönem). Derslerden çakacağımı biliyordum. Sınavlara bir hafta kalmıştı. Kendimi silkeledim ulan ne yapıyorsun kendine gel diye çıkıştım. Zor gelse de ders çalışmaya başlamıştım. Her ne kadar ders çalışmaya zorlasam da kendimi çok kötü bir his vardı içimde. Çok kötü oluyordum. Okulda okuma salonunda çalışıyordum. Ve bazen kendimi dışarı insanlardan uzak bir yere ya da tuvalete atıp ağlıyor ve içimi boşaltıyordum. İçimde o hafta çok kötü bir his vardı. Bırak git eve ailenin yanında kal bir hafta falan diye bir düşünce yerleşti kafama. Fakat kendime hakim olup vizelerin bitmesini beklemeyi daha mantıklı bulduğumdan gitmeyi reddettim ve iki hafta sabretmeyi yeğledim.
      Derken günler birbirini kovaladı ve 1 nisan gününe geldik. Saat 00:01 bir nisanın ilk dakikaları. Ben bilgisayarın başında bir şeyler karalıyorum. Bir kaç saat yazı yazdım bazı konularda. Sonra bir sonraki gün yapacaklarımı kararlaştırdım. Erken kalkıp kahvaltı yapacaktım. Ve etüt odasında ders çalışacaktım. Öyle de oldu sabah kalktım bir kahvaltı yaptım. Daha sonra odama çıkıp dişlerimi falan fırçaladım. Masama oturacaktım ki bir telefon çaldı. Numara bilmediğim bir numara. Beklemeden açtım telefonu. Telefondaki teyzemin kocası idi. Ben ona Hasan enişte derdim. Selam falan verdi. Kendisinin bulunduğum şehre geliyor olduğunu söyledi. Orada işim var seninle görüşebilir miyiz dedi. Ben de mutlu oldum. Tanıdık birini görmenin bana moral olacağını düşünerek, çok mutlu olacağımı belirtecektim ki konuşmaya devam etti eniştem. Aslında seni almaya geliyorum dedi. Baban hastalandı hazırlan dedi. O anda kafama sanki bir balyoz indi. Bacaklarımdaki bütün enerji sanki bir anda kaybolmuştu. Beynim çalışamaz, dilim konuşamaz olmuştu. Kendimi zorlayarak tamam dedim. Ve telefonu kapattım.
      Kötüye yormamak gerekirdi her zaman bir umut vardı öyle değil mi? Bu hastalanma yalanının ölümlerde kullanıldığını biliyordum belki de gerçekten hastalanmıştı, ya da bir kaza geçirmişti... Gerçi öyle bile olsa durum çok ciddi idi. Beni almaya gelmeleri nasıl açıklanabilirdi. Bu arada bulunduğum kyk yurduna yeni gelmiştim. Orada tecrübeli olan bir arkadaşımı güç bela aradım yurttan ayrılma işlemleri için bana yardım etmesini istedim. Ona açıklama yapmadım zaten kötüydüm konuşamıyordum. O da fazla zorlamadı ne oldu diye sadece işlemlerimi yaptı. Ben geldim odaya o da kendi odasına gitti.
     Valizi açtım dolaptan rastgele bir şeyler atıyordum ne attığımı bilmeden. Sonun da onu da bir köşeye bıraktım. Kendimi bir sandalyeye attım. İçin için ağlıyordum ama kendimi tutmam gerekirdi. Kötü düşünmemem gerekirdi. 15-20 dk olmadan telefon tekrar çaldı ve eniştem gelmişti. Demek ki beni aradığında çok yaklaşmıştı şehre yoksa şehirle memleket arası 3-4 saatti. Çantamı aldım çıktım odadan koridorda yürürken az önce bahsettiğim arkadaşla karşılaştım. Ne oldu dedi. Cevap vermedim. Veremedim daha doğrusu onu geçip yürümeye devam ettim. Hızla arabaya doğru yürüyordum. Ve aklımda tek bir şey. Ne oldu? Arabaya gelince kendimi direkt arabanın içine attım.
......
Devamı daha sonra....


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder